Sahil yolu iddialarına Bakan Demir'den rest
Rize’nin Fındıklı ve Ardeşen ilçelerinde belediye başkanlıklarını ziyaret ederek, selin oluşturduğu zararlar hakkında bilgi alan Bakan Demir, daha sonra Fındıklı’ya bağlı Meyvalı ile Ardeşen’e bağlı Orta Alan köylerinde incelemelerde bulundu.
Bakan Demir, incelemeleri sırasında vatandaşların da sorunlarını dinleyerek, gerekli yardımlarını yapılacağını söyledi.
İncelemelerinin ardından Meyvalı Köyü’nde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakan Demir, ”Karadeniz Sahil Yolu’nun, derelerin önünde bir set oluşturduğu yönündeki açıklamalara ilişkin bir soru üzerine, ”Karadeniz Sahil Yolu’nun su baskınlarına sebebiyet verdiğine dair bir imaj oluşturulmaya çalışılıyor. Ancak Sahil yolu’nun neden olduğu en ufak bir hasar meydana gelmemiştir” dedi.
Bakan Demir, bölgedeki yoğun yağışlarda, Karadeniz Sahil Yolu’nda sadece su birikintileri olduğunu, sel ve heyelanların iç kesimlerde meydana geldiğini belirterek, şöyle devam etti:
”Giresun’da da olan durum, su birikintisidir. Neticede yağmurun durmasının ardından Karadeniz Sahil Yolu Giresun geçişi yeninden trafiğe açılmıştır. Herhangi bir problem olmamıştır. Giresun’daki asıl hasarlar, Aksu Deresi’nin taşması sonucu, daha çok iç kesimlerde meydana gelmiştir. Dere üzerinde daha önce yapılmış olan yetersiz köprüler ve dere yataklarında biriken malzemeler, yoğun yağışla birleşince sele neden olmuştur. Geçmiş yıllarda Karadeniz Sahil Yolun hizmete açılmadığı zamanlarda, daha az yağan yağmurlarla da afetler olmuştur. Bu düşük afetlerde bile Karadeniz Sahil Yolu üzerindeki nice köprüler yıkılmış, nice yollar kapanmıştır. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 60 yıldır böyle yağmur olmamıştır. Bu sene yağan bu yoğun yağmura karşın Karadeniz Sahil Yolu herhangi bir hasar görmemiştir.”
-”GELECEK BİR YAĞIŞTA HEYELAN OLMA TEHLİKESİ VAR”-
Bakan Demir, Doğu Karadeniz’de, yağan yağmur ile oluşan suların, kırsal kesim ve şehirlerde taşkın ve sele sebebiyet vermeden denize ulaştırılmasını temin etmedikçe, kendilerinin rahat uyku uyuyamayacağını söyledi.
Toprak suya doyduğu için gelecek ikinci bir yoğun yağışla heyelan olma tehlikesinin muhtemel olduğunu dile getiren Demir, şunları söyledi:
”Daha çok iç kesimlerdeki dere yatakları üzerinde su baskınları olduğu görülüyor. Bunun için su yollarına yakın yerlerde evlerin yapılmamasına dikkat etmeliyiz. Su baskınına maruz kalabilecek yapıları da bulundukları yerlerden taşımamız söz konusu olabilir. Aktif dere yataklarından ziyade, tamamen kuru dere yatakları da tehlikeli olabiliyor. Bunun için dere ıslah çalışmalarına ağırlık vermeliyiz. Dere ıslahı olan bölgelerimizde iyi neticeler alık. Son 7-8 yıl içinde yapmış olduğumuz dere ıslahları önemli can ve mal kaybını önlemiştir. Bundan sonra da dere ıslahı çalışmalarına ağırlı vereceğiz. Ayrıca köprü ve menfezlerde daha çok dikkat etmemiz gerekiyor.”
-”RİSK HARİTALARINI ÇIKARMAMIZ GEREKİYOR”
Sel ve heyelan riski tespit edilen yerlerde önceden yapılacak çalışmaların önemine değinen Demir, ”Dere yataklarında önceden yapılacak iyileştirme çalışmalarının maliyet, sel olduktan sonra yapılacak maliyetin yedide biridir. Sel olamadan önce iyileştirme yaparsak, bir birim para ile 7 birim iyileştirme yaparız. Bu da 7 kata daha az maliyet demek oluyor. Riskli bölgeleri tespit edip, risk haritalarını çıkarmamız gerekiyor. Özellikle Doğu Karadeniz’de taşkın olacak yerleri çok iyi tespit edip önlemleri almamız gerekiyor” diye konuştu.
Bakan Demir, iyileştirme ve hasar tespit çalışmalarına devam edildiğini belirterek, muhtemel yağmurlara karşı vatandaşların tedbirli olmaları için uyarıda bulundu.
Irak'ın Eşref kampı baskını
Hükümet sözcüsü Ali El Dabbağ, Associated Press ajansına yaptığı açıklamada, yetkililerin soruşturma başlattıklarını ve kamptan 35 kişinin de tutuklandığını belirtti.
Hükümet sözcüsünün bu açıklamasıyla, İranlı rejim muhalifi Halkın Mücahitleri Örgütü üyelerinin kaldığı kampta kayıp verildiği ilk kez Irak tarafından teyit edilmiş oldu.
Örgüt ise Irak güvenlik güçleriyle önceki gün çıkan çatışmalarda 7 üyesinin öldüğünü, yüzlercesinin yaralandığını bildirmişti.
Yaklaşık 3500 İranlının yaşadığı kamp, Irak-İran savaşında Saddam Hüseyin’e yardım eden İranlı savaşçılar için 1986′da kurulmuştu
Duştan yeni çıkmış erkek çok seksidir
“Hep bu anı beklemiştim, sizin hayranınızım.”
İlk kez biriyle çıktığınızda ne yapmıştınız?
Pastanede limonata içmiştim.
BİRAZ FAZLA İNATÇIYIM
Ormana bırakılsanız bir hafta vahşi doğada hayatta kalabilir misiniz?
Hayatta kalamam; korkarım.
Hiç okulda ceza aldınız mı?
Çok! Tırnaklarımın uzunluğundan ötürü bile disiplin cezası almıştım.
Sizce bir erkeğin en seksi hali hangisi?
Duştan çıktığı hali…
En sevmediğiniz ve imkan olsa değiştirebileceğiniz huyunuz hangisi?
Biraz fazla inatçıyım. İmkan olsa bu huyumu değiştirmek isterdim.
Bugüne kadar çalıştığınız en kötü iş hangisi?
Bir moda dergisi çekimiydi. Ama bugüne kadar sahnemle alakalı kötü bir şey yaşanmadı.
En erkeksi özelliğiniz ne?
Dobra oluşum ve kavgacı kişiliğim.
Öğrencilik yıllarınızda hiç öğretmeninize aşık oldunuz mu?
Lise birde tarih öğretmenim Enis Bey’e aşık olmuştum.
Duş almak mı, küvete uzanmak mı daha güzel?
Duş almayı tercih ederim.
En gizli zevkiniz nedir?
Söyleyemem.
En son ne zaman tükürdünüz?
Dün gece sevgilimin yüzüne! Ama şakadan…
Erkek olsanız sizin için erkek olmanın en güzel yanı ne olurdu?
Kadınlara kur yapmak.
Bütün sözlerini ezbere bildiğiniz en kötü şarkı hangisi?
Ezbere bildiğim kötü bir şarkı yok.
Yediğiniz en iğrenç şey nedir?
Tarhana çorbası…
Ölüme yaklaştığınız an ne zamandı?
Üç sene önce trafik kazası geçirmiştim. Gerçekten ölümden döndüm.
SİNEMADA ÖPÜŞMÜŞTÜM
Hiçbir adamı ağlattınız mı?
Bütün sevgililerimi ağlatmışımdır. Ama sonuncu hariç…
En erken içmeye başladığınız saat?
Akşam dokuz gibi.
80′li yıllardan bu yana en sevdiğiniz şarkı hangisi?
Sezen Aksu’nun tüm şarkıları…
Hayalinizdeki iş?
Ne mutlu ki, hayalimdeki işi yapıyorum.
Gizli yeteneğiniz nedir?
El becerisi… Çok güzel kanaviçe işlerim.
İdeal bir pazar gününüz nasıl geçiyor?
Bebek tarafında turlamak çok hoşuma gidiyor.
Hiç sinema salonunda öpüştünüz mü?
Evet!
Hiç bir silahı ateşlediniz mi?
Asla!
En sevdiğiniz kokular?
Çiçek kokuları.
En sevdiğiniz süper kahraman kim?
Süperman.
Hüsnü: Yarın, birini seversem ne olacak
Deniz Seki’yle yaşadığı aşk yüzünden boşanmak istediği sanılan Hüsnü Şenlendirici’nin, Nazire Şenlendirici’den boşanamadığı için çok üzülmesinin nedeni meğer başkaymış!..
Cezaevinde tutuklu bulunan Deniz Seki’yle yaşadığı aşk nedeniyle 16 yıllık evliliğini bitirmeye çalışan Hüsnü Şenlendirici, eşi Nazire Şenlendirici ve sevgilisi arasında çok yıprandığını itiraf etti. ‘Evliliğim bitmek zorunda’ Ünlü klarnetçi, “15 yaşında sözlendim, 18 yaşında evlendim ve çocuğum oldu. O yaşlardaki bir çocuk donunu toplayamazken ben çocuk sahibiydim. Sorumluluk aldım ve kimse kusura bakmasın ama 16 yıl evlilik taşıdım. Evliliğim bitmek zorunda! Bu durum beni aşağı çekiyor her geçen gün. Nazire “Tamam” diyor ama dava günü vazgeçiyor. Sinirleniyorum çünkü ortada kaldım. Yarın birine ilgi duydum diyelim, yine evli bir adamım, ne kadar kötü bir durum” diye konuştu.. Kazancım da çok düştü.. Hüsnü Şenlendirici maddi durumunun da eskisi gibi parlak olmadığını belirterek, “Benim kazancım yüzde 60 düştü. Sadece televizyondan kazanıyorum. Son dönemde dinleyicilerim magazin programlarında beni görmek istemediği için konserlerime gelmiyorlar” dedi.. Anlaşılan Hüsnü Şenlendirici epey dertli ama onun bu açıklamalarını karısı ve sevgilisi duyunca bakalım ne olacak?
Murat Göğebakan… ARANAN İLİK BULUNDU
Bir süre önce kan kanserine yakalanan sanatçı Murat Göğebakan hayranlarına sevindirecek haber geldi. Tedavisi devam eden Göğebakan’a uygun ilik bulundu. Hem de 4 ayrı kişide…
Facebook’ta açılan “Murat Göğebakan | Dualarımız seninle abimiz…” grubu sayfasında yazılan mesajda “1 Mayıs’tan bu yana lösemi tedavisi gören Murat Göğebakan’a bugün sevindirici haber geldi. Murat Abi’mize uygun ilik bulundu. İlk günden beri dualarla Murat Göğebakan’a destek olan siz sevenlerine sonsuz teşekkürler” yazıldı.
Konuyla ilgili görüşüğümüz Murat göğe bakan’ın hem eşi hem de menajeri olan Sema Göğebakan, “evet haber doğru yurt dışından hem de 4 ayrı uygun ilik bulundu… Şimdi en kısa zamanda bu iliklerin Murat’a uygunluklarının testleri yapılacak… İnşallah bu testlerden de sonuç lehimize çıkar” diye konuştu…
Konuyla ilgili salı günü (Bugün) Göğebakan’ın doktorlarınca kaldıüı hastanede bir basın toplantısı düzenleneceği belirtildi…
HIV/AIDS Bulaş Yolları Ve Korunma
2000′li yıllara girerken dakikada 11 yeni olgunun aramıza katıldığı çağımızın salgını olarak kabul edilen hastalık, AIDS. İlk defa 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Haiti’den gelen göçmenlerde ender rastlanan Pneumocystis carinii pnömonisi (PCP) ve Kaposi sarkomu (KS) olgularının saptanması ile AIDS, “Edinsel İmmün Yetmezlik Sendromu” tanımlanmıştır. PCP ve KS olguları o tarihe kadar tek tek olarak görülmekte ve herhangi bir sorun olmamakta idi. Aynı tarihlerde Amerika Birleşik Devletleri’nde sağlık merkezi klinisyenleri ve epidemiyologlar özellikle genç homoseksüel erkeklerde, birlikte görülen hastalık tablolarını fark etmişler ve bu olguları Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezine (Center for Disease Control and Prevention-CDC) bildirmişlerdir. 1981 yılının Haziran ayında sürveyans çalışmaları başlamış ve Şubat 1983 tarihine dek 1000 HIV/AIDS olgusu bildirilmiştir.
1980′li yılların başlarında olgu sayısının az olması ve homoseksüel erkek grubunda görülmesi nedeni ile hastalık fazla ilgi çekmemişti. Ne zaman ki biseksüel erkekler aracılığı ile kadınlara ve enfekte hamile kadınlardan da bebeklere enfeksiyon geçmeye başladı, olgu sayıları giderek arttı ve HIV/AIDS tüm dünyanın odak noktası durumuna gelmeye başladı.
Yayılma yollarının özelliği, hastalığın belirtisiz geçen uzun bir döneminin olması ve tanı koymanın kan testleri dışında olanaklı olmaması HIV enfekte olgu sayılarının giderek artmasına neden olmaktadır. Tıp dünyası, gönüllü kuruluşlar hastalığın öneminin anlatılabilmesi, toplumun bilgilendirilmesi ve korunma yollarının öğretilmesi için çalışmalar düzenlemeye başlamışlar ve 1 Aralık gününü de “Dünya AIDS Günü” olarak ilan etmişlerdir. Dünya Sağlık Örgütü her yıl 1 Aralık için bir slogan belirlemekte ve tüm ülkeler bu çerçevede toplumu bilgilendirmeye yönelik çalışmalar yapmaktadırlar. 1999 yılının sloganı “Dinle, Öğren, Yaşa!” olarak belirlenmiş olup bu slogandaki amaç, hastalıkla ilgili farkındalılığı artırmak ve AIDS programlarını güçlendirmek olarak düşünülmüştür.
Kan ve kan ürünlerinin rutin HIV yönünden taranması, antiretroviral ilaçların kullanıma girmesi, fırsatçı enfeksiyonların profilaksisinin (önlenmesinin) ve tedavisinin yapılabilmesi, yaygın ve etkili eğitim programlarının uygulanmaya başlanması ile HIV/AIDS epidemisinde (yaygınlığında) son yıllarda önemli değişiklikler gözlenmeye başlamıştır.
Dünyada HIV/AIDS
Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) verilerine göre dünyada 1994 yılında 17 milyon HIV/AIDS’li kişi yaşarken Aralık 1999 da bu rakamın 33.6 milyona ulaştığı bildirilmektedir (Şekil 1).
Epideminin (Salgının) başından beri 16.3 milyon kişi yaşamını HIV/AIDS nedeni ile yitirmiş olup, bu olguların 12.7 milyonu 15-49 yaş arası erişkin ve 3.6 milyonu 15 yaş altı çocuklardan oluşmaktadır. 1999 yılı içinde 5.6 milyon yeni olgu bildirilmiş olup, bu sayılara günde 16.000, dakikada 11 yeni olgu eklenmektedir. Veriler, son iki yıldır toplam HIV/AIDS olgularında bir önceki yıla göre %10 oranında bir artış olduğunu ve yeni enfekte olguların %10′unun 15 yaş altı ve %50’sinin ise 15-24 yaş arası gençler olduğunu bildirmektedir. Bu veriler göstermektedir ki; epidemideki en önemli değişikliklerden birincisi hastalığın ilk görülme yaşının 20’den 15’e inmesidir. İkinci önemli değişiklik ise epideminin başlarında %20 olan enfekte kadın oranının %40-50′lere yükselmiş olmasıdır. Epidemiyologlar kadın erkek oranındaki bu eşitlenme trendinin geriye dönemeyeceğini tahmin etmektedirler.
Dünyada HIV/AIDS olgularının %94′ü gelişmekte olan ülkelerde, %86’sı da Sahra-Altı Afrika, Güney ve Güneydoğu Asya’da görülmektedir. İlk olguların görüldüğü yerler olan Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde 1994 yılından beri her yıl tanı konan yeni olgu sayıları bir önceki yıldan fazla değil iken, Afrika, Hindistan, Tayland gibi Asya ülkelerinde olgu sayıları katlanarak artmaktadır. Bu farkın asıl nedeninin eğitimden kaynaklandığı düşünülmektedir, çünkü gelişmiş ülkeler etkin eğitim programları ile HIV/AIDS’ i ve korunma yollarını öğretebilmeyi başarmış gözükmektedir. Eğitimde programların yanı sıra bir diğer önemli etkende ekonomik güç olarak kabul edilmektedir. Gelişmekte olan ülkeler kısıtlı bütçeleri ile giderek artan sayıdaki hastalarını tedavi için gerekli masrafı yapmakta zorlanırken, beraberinde eğitim programlarını yürütememektedirler.
Bazı gelişmekte olan ülkelerde ve sanayileşmiş ülkelerde HIV enfeksiyonunun yayılımını engellemeye yönelik çeşitli programlar düzenlenmektedir. Damar içi madde kullanımının önlenmesine yönelik çalışmalar, ithal kan kullanımını sınırlayan politikalar, temiz enjektör değiştirme programları yapılmış olsa da bunların hiçbiri tek başına HIV bulaşını önlemede yeterli programlar olarak gözükmemektedir.
Türkiye’de HIV/AIDS
Türkiye’de cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ilgili yeterli önlemlerin alınamaması ve eğitim programlarının yeterli etkinlikte olamaması nedenleri ile HIV/AIDS büyük bir sorun olmaya başlamaktadır. Ancak ülkemizde sağlık kayıt sistemlerinin özellikle cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda yeterli çalışmaması ve hastalığın uzun süren belirtisiz döneminin olması nedeni ile gerçek rakamların bunun çok üstünde olduğu düşünülmektedir. Türkiye’de ilk olguya 1985 yılında tanı konmuş ve o tarihten başlayarak 1992 yılına kadar olgu sayılarında bir önceki yıla göre fazla artış saptanmaz iken, 1992 yılından beri olgu sayıları katlanarak artmaktadır.
Türkiye’de HIV/AIDS olgu sayılarının artma nedenleri şöyle sıralanabilir
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bilgilerin kısıtlı olması,
Turizm sektörünün ülkemizde giderek gelişmesi: Ülkemize her geçen gün daha fazla sayıda turist gelmektedir. Özellikle HIV/AIDS olgularının sık olduğu ülkelerden gelen turistler arasında bu hastalığa yakalanmış kişilerin bulunma olasılığı fazladır.
Yurtdışında çalışan Türk vatandaşlarının çok sayıda olması ve giderek artması: Özellikle yurt dışında uzun süreli kalan vatandaşlarımızın bulundukları ülkedeki hasta sayısının sıklığına bağlı olarak bu hastalığa yakalanma riski artmaktadır.
Damar içi madde kullanımının giderek artması: HIV/AIDS bulaş yolları arasında damar içi madde kullananlar ikinci sırayı oluşturmaktadır. Damar içi madde kullananların sayılarının giderek artması HIV enfekte olgu sayılarının da artmasına neden olmaktadır.
Ülkemizde cinsiyete göre dağılımda
%73.5 erkek,
%26.5 kadın olarak saptanmaktadır.
Olguların %20’sinin sürekli yaşadığı yerin yurtdışı olduğu, toplam 57 ilden bildirim yapıldığı ve en fazla bildirimin Ankara, İstanbul ve İzmir’den olduğu bildirilmektedir.
HIV/AIDS’in Bulaş Yolları ve Korunma
/ Risk gruplarına göre HIV/AIDS olguları incelendiğinde:
- %46.3 heteroseksüel, %9.48 damar içi madde kullananlar,
%9 homoseksüel,
%5.5 kan transfüzyonu (%1.5 hemofili hastaları, %4 diğer) yolu ile,
%0.85 anneden bebeğe geçiş, %28.1 ise bilinmeyenlerden oluştuğu görülmektedir.
%28.1 gibi büyük bir oran göstermektedir ki eksik bildirim söz konusudur ve bu da ülkemizdeki epideminin boyutunu öğrenmedeki güçlüğü gözler önüne sermektedir.
Cinsel yolla bulaşma
HIV enfeksiyonunun en önemli bulaş yolu cinsel temastır. HIV/AIDS her türlü cinsel temasla (homoseksüel, heteroseksüel, vajinal, oral, anal) bulaşmaktadır. Semen (meni) ya da kanla temasa neden olabilecek her türlü cinsel etkinlikte bulaş riski bulunmaktadır. Bu tür bulaşa bağışık hiç kimse bulunmamaktadır. Bulaş için HIV (+) kişi ile yapılan tek bir cinsel temas bile yeterli olmakta ancak cinsel temas sayısı arttıkça bulaş riski artmaktadır.
Cinsel aktiviteden bütünüyle kaçınarak ya da enfekte olmayan eşle monogamik bir ilişki sürdürerek HIV enfeksiyonunun bulaşı önlenebilmektedir. Cinsel temas sırasında prezervatif (kondom, kılıf) kullanılmasının koruyuculuğu, kondomun lateks olması, doğru ve sürekli kullanılması, yırtık ya da delik olmaması kaydıyla kanıtlanmıştır. Kadınlar için hazırlanmış olan intravajinal kondomlar da doğru ve sürekli kullanımla etkili olmaktadırlar.
Kan ve kan ürünleri ile bulaşma
Kanda virüsün yoğun miktarda bulunması nedeni ile virüsü taşıyan kişilerden alınmış kan ve kan ürünleri ile hastalık bulaşabilmektedir. 1985 yılında antikor testlerinin bulunması ile dünyanın her yerinde kan ve kan ürünlerinin hastaya verilmeden önce HIV yönünden test edilmesi zorunlu kılınmıştır. Türkiye’de 1987 yılından beri tüm kan ve kan ürünlerine ELISA yöntemi ile antikor saptandıktan sonra hastaya verilmektedir, bu nedenle kan ve kan ürünleri ile olan bulaş azalmış gözükmektedir. Ancak hastalığın pencere döneminin olması, acil durumlarda test yapılmadan kan ve kan ürünlerinin kullanılabilmesi nedenleri ile oranı çok azda olsa bu yolla geçiş bildirilmektedir. Damar içi madde kullanımı alışkanlığının önlenmesi, tedavi edilmesi, kullanılıyorsa ortak enjektör kullanımı risklerinin anlatılması bu grup hastalarda HIV bulaş riskini azaltmaktadır. Bazı Avrupa ülkelerinde ve Amerika Birleşik Devletleri’nde devlet tarafından temiz enjektör dağıtım programları uygulanmakta ve çalışmalar önemli ölçüde başarı sağlandığını bildirmektedir. Gelişmiş ülkelerde enjektör paylaşımının azaldığı, steril iğne satın alınışında ve iğne temizleme işlemlerinde artma gözlendiği saptanmaktadır.
Anneden bebeğe bulaşma
HIV gebelik süresince, doğum sırasında ve postpartum (doğum sonrası) dönemde emzirmekle bebeğe geçebilmektedir. Bu oran %20-30′dur. Ancak HIV (+) anneye gebeliğinin son üç ayında, doğumdan sonra da bebeğe antiretroviral tedavi başlanır ve elektif sezaryen uygulanırsa bu oran %8-10′lara düşebilmektedir.
Perinatal(Doğum sırasında) geçişte korunmada önemli olan öncelikle HIV prevalansı(görülme sıklığı) yüksek olan bölgelerde doğurganlık yaşındaki ve HIV enfeksiyon riski olan kadınlara hastalığı öğretebilmektedir. Eğer kadın HIV (+) ise doğum kontrol yöntemleri öğretilmeye çalışılmaktadır. Buna karşın gebe kalan HIV (+) kadınlara erken dönemde kürtaj yapılması pek çok ülke tarafından kabul edilmektedir. Eğer anne adayı bebeği doğurmak istiyorsa gebeliğin son üç ayında anneye, doğumdan sonra da bebeğe antiretroviral tedavi başlanmakta ve hasta yakın izleme alınmaktadır.
Sağlık personeline bulaşma
Sağlık personeline kan ile kontamine olmuş (bulaşmış) vücut sıvılarıyla temas sonucunda HIV’nin geçişi olanaklı olabilmektedir. Kontamine iğne batmasını izleyen serokonversiyon riski %0.3 iken, mukoza ya da derinin kanla kontamine vücut sıvılarıyla teması sonucunda serokonversiyon riski çok daha düşüktür. Sağlık personeli öykü ve fizik inceleme ile enfekte hastaları ayırt etme olanağına sahip olamadıklarından korunmak için tüm hastaların kan ve diğer vücut sıvılarını potansiyel enfekte kabul ederek evrensel önlemlere uyarak çalışmalıdırlar.
Ülkemizde henüz sayıları bini bulan HIV enfekte olgular için hasta sayıları milyonları bulan ülkelerden örnek alarak, sayıların daha da artmasını engellemek için çalışmalarımızı artırmalıyız. HIV infeksiyonunun bulaş yollarını bilmek, korunmayı öğrenmek, öğretmek ve davranış değişikliğinde bulunulmasını sağlamak, HIV/AIDS’li hastaları toplumdan dışlamadan hep birlikte elele vererek yaşamakla bu hastalığa karşı savaşım verebiliriz.


