Sağlığınız için hergün 1 elma yiyin

Bilimadamları elma, şeftali, nektarin gibi meyvelerin niteliklerini analiz etti ve içerdikleri antioksidan seviyelerinin önceki araştırmalarda küçümsendiğini buldular.
İngiltere, Norwich’teki Yiyecek Araştırmaları Enstitüsü’nde uluslararası bir grup tarafından yürütülen çalışma, meyvelerdeki süper kimyasal polifenol içeriğinin önceki araştırmalara göre 5 kat daha fazla olduğunu ortaya çıkardı. İnsan vücudunda bu bileşenlerin kalın bağırsakta mayalanacağını belirten Dr. Paul Kroon, “Bu antioksidan aktivitesiyle birlikte çok faydalı olacak” dedi.
Journal of Agricultural and Food Chemistry isimli tıp dergisinde de yayınlanan çalışma, normalde gıda kimyacıları tarafından üzerinde durulmayan kimsayalın sağlıklı beslenmenin önemli bir parçası olduğunu gösterdi.
Araştırmanın lideri Fulgencio Saura-Calixto, bu polifenollerin önemli sağlık nitelikleri sayesinde insan beslenmesinin en önemli parçası olduğunu belirterek, “Bu polifenolleri beslenmeye ilişkin ve epidemiyolojik araştırmada gözönünde tutmak, sağlığımız için bitkisel gıdaların etkilerini daha iyi anlamamızda çok faydalı olacak” dedi.
Domuz gribi aşısı Türkiye'ye geliyor
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, katıldığı FIP Kongresi’nin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Domuz gribi aşısında son gelişmelerin sorulması üzerine Akdağ,
“Henüz dünyada satışı yapılan markete çıkmış bir H1 N1 aşısı yok. Bu hususta öteden beri grip aşısı üreten bilinen birkaç firma var. Bunlar çalışmalarını yürütüyorlar. Biz de bunlarla bir seri görüşme yaptık. Türkiye olarak içinde bulunduğumuz yılın son 3 ayında ve daha sonra da 2010′un ilk 3 ayında ne kadar aşı alırız diye. Belli bir noktaya geldik. Öyle ümit ediyorum ki çok kısa bir süre içerisinde irtibatlarımızı tamamlamış olacağız. İhalelerimizi sonlandırmış olacağız. Öncelikle sağlık çalışanları, hamileler, kalp hastalıkları, akciğer hastaları, kronik rahatsızlığı olanlar, küçük yaşta çocuklar gibi bilimsel kurulumuzun yaptığı sıralama var. Bu sıralamaya göre risk gruplarını aşılayacağız” diye konuştu. Bakan Akdağ, aşı için vatandaştan hiçbir ücret talep edilmeyeceğini de vurguladı.
Medyadaki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde dönerlerden yumurta ve sperm alınarak tüp bebek uygulamasının yasaklandığı haberlerinin sorulması üzerin Bakan Akdağ, KKTC Sağlık Bakanı ile uygulamayı doğru bulmadıkları konusunda görüştüklerini belirtti. Uygulamanın Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde yasak olduğunu belirten Bakan Akdağ, “Dünyada da çok ülkede böyle uygulamalar var. Bunların içinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de bulunması bizi müteessir ediyordu. Bunu kendilerine söyledik. Tabii karar kendilerine aittir. Oturdular, düşündüler. Yeni bir düzenleme yapıldığına dair bir haber aldım, ama resmi ve net olarak sonuç nedir bilgim yok” diye konuştu.
KKTC tarafından hazırlanan taslağı görmediğini belirten Bakan Akdağ, “Biz sayın bakanla detaylarla ilgili hiçbir şey görüşmedik. O kuşkusuz kendilerinin vereceği karardır. Ama etik açıdan bu meselenin doğru olmadığına birçok Avrupa ülkesinde inanılıyor. Biz de Türkiye Cumhuriyeti olarak böyle bir şeyin etik olmadığına inanıyoruz. Zaten Türkiye’deki uygulamalar da bildiğiniz gibi kişilerin başkalarından alınan sperm ve yumurtalarla çocuk sahibi olmasına müsaade etmiyor. Detaylarını bilmiyorum ama umuyorum bir yanlıştan vazgeçilmiştir” şeklinde konuştu
Sigarayı Bırakmak
Sigarayı bırakmak, tedavisi kolay olmayan bir sağlık problemidir. Sigarayı bırakmak için önce karar almak, sağlık için ve sigarayı bırakmak için oldukça kararlı olmak gerekir. Sonrasında sigarayı bırakmak yolunda önemli bir yol almış olunur. Ve sigarayı bırakmak eskisi kadar zor olmayacaktır. Şimdi sigarayı bırakmak amacıyla ilk adımımızı atalım. Son günlerde özellikle Batı ülkelerinde ve ülkemizde sigara bırakmak kampanyaları düzenlenmekte ve sigara içmeyenlerin hakları korunmak istenmektedir. 19 Temmuz 2009 günü kapalı alanlarda sigara içme yasağı hayata geçirilmiştir.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sigara içmek, özellikle erkekler arasında yaygın bir alışkanlıktır. Yapılan bilimsel çalışmalar, sigaranın zararlarını ve hayatı kısalttığını göstermektedir. Kalp krizi, kanser ve beyin damarlarının tıkanması dünyada en önemli üç ölüm nedenini oluşturmaktadır. Kalp krizi geçirilmesinde sigara, yüksek tansiyondan daha fazla rol oynayan bir risk faktörüdür.
• Sigaranın kalp, damar ve diğer sistemlere etkisi (zararları):
- Sigara, sempatik sinir sistemini aktive eder. Sağlıklı kişilerde bu etki kalp hızının, kan basıncının (tansiyon), kalp atım hacminin ve kalp damarlarında kan akımının artmasına neden olur.
- Bu kişilerde; ciltteki damarlar kasılır, vücut ısısı artar, toplardamarlar genişler, kan akımı artar, kan dolaşımındaki yağ asitleri ve şeker yükselir.
- Sigaranın kalp kası hücrelerini bozduğu gösterilmiştir. Kalp kası hücreleri öldüğünden, giderek kalp yetmezliği ortaya çıkar.
- Sigara içen kadınların hormon düzeyleri düşüktür. Daha erken menapoza girerler.
- Sigara kalpte ritm bozukluğuna (düzensiz kalp atışları) neden olur.
- Sigara kanın pıhtılaşmasını da etkiler. Sigara içenlerin kanı daha kolay pıhtılaşır. Çabuk pıhtılaşma damar tıkanmasını hızlandırır.
- Sigara yüksek tansiyona zemin hazırlar.
• Sigara bağımlılığı nedir?
Sigara bağımlılığına yol açan şey, sigaranın içindeki nikotindir. Nikotin, bazı sinir reseptörlerine bağlanır. Kolayca kan-beyin bariyerini aşar, beynin her bölgesini doğrudan etkiler. Düşük dozda nikotin beyin hücrelerini uyarır, yüksek dozda ise bloke edici etki gösterir. Nikotinin uyarısı ile sempatik sinir sistemi harekete geçer. Kalp hızı ve kan basıncı yükselir. Aşırı nikotin alındığında ise tansiyon düşer ve kalp hızı azalır. Sigara içmeye yeni başlayanlarda kalp hızının arttığı ve tansiyonun yükseldiği hemen görülür. Ayrıca bu kişiler sigara içerken genellikle baş dönmesi, bulantı, kusma ve kızarma oluşur. Bağımlılık başlayınca doz artar. Bir iki sigara bazen üç dört pakete çıkar, yani tolerans gelişir ve akut etkiler kaybolur. Sigarada nikotin dışında insan sağlığına zararlı dört binden fazla madde de bulunur.
Sigara içen kişilerde koroner kalp hastalığı ve damar hastalıklarının gelişme riski, sigara içmeyenlere göre belirgin derecede yüksektir. Ayrıca beyin kanamasına bağlı felç ve felç sonrası ölüm tehlikesi sigara içenlerde fark edilir derecede yüksektir.
• Aşağıdaki belirtilerden biri ya da birkaçı birarada bulunduğunda nikotin bağımlılığından söz edilebilir:
- Sigarayı kesememe ve azaltamama,
- Sigara içme isteğini durduramama,
- Kalp hastalığı ve astım gibi önemli bir bedensel hastalığa rağmen sigarayı bırakamama,
- Bir günde içilen sigara sayısının giderek artması,
- Sigarayı kesince fiziksel belirtilerin ortaya çıkması (sigara içme isteği, gerginlik, sinirlilik, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, başağrısı, başdönmesi, hazımsızlık gibi).
• Sigaranın davranış üzerine etkisi
Tiryakiler, içilen sigaranın sıkıntıları azalttığını, daha rahat konsantre olmayı sağladığını söylerler. Aslında, söylenen doğrudur. Şöyle ki, nikotin hızla bağımlılık yapan bir maddedir. Dolayısıyla, sigara bağımlılığı olan kişiler sigara içmedikleri dönemde nikotin yoksunluğu belirtileri gösterirler. Bahsedilen sıkıntı ve gerginlik hali, konsantrasyon güçlüğü, yorgunluk ve depresyon aslında nikotin yoksunluğudur. Bu kişilerde çekilen beyin grafileri beyin aktivitesinin senkronizasyonunda bozulma olduğunu göstermektedir.
Sigaranın kesildiği ilk günlerde yoğun olarak hissedilen ve zaman içinde azalan nikotin yoksunluğu belirtileri kontrol altına alındığında sigara bağımlılığından kurtulmak oldukça kolaylaşır. Bu amaçla ilaç tedavilerinden, nikotin bantlarından ve bazı psikoterapik yöntemlerden yararlanılır. En iyi sonuç, ilaç tedavisi ile psikoterapi birlikte yürütüldüğünde alınır.
Hemoroid – Basur
Hemorrhoids. Kalın barsağın son kısmı olan rektum ve anüsteki toplardamarların kesecikler meydana getirmesi. Genişleyen toplardamarlar varisler meydana getirerek dışkının vücudu terk ettiği yer olan anüsten çıkabilirler. Bu, basurun ileri devrelerinde olur.
Rektum ve anüsün mukoza zarı altında ince mavimsi görünüşlü toplardamarlar, başlangıçta ufak kabartılar teşkil ederler. Bunlara “hemoroidal düğüm” denir. Bu kabartıların büyüklüğü giderek bir kiraz iriliğine erişebilir.
Hemoroitler (basur memeleri), yerleştikleri yerlere bakarak iç ve dış hemoroitler diye adlandırılırlar. Anüs büzücü kasının altındakilere (dışarı yanındakilere) “dış hemoroit”; üstündekilere de “iç hemoroit” denilir.
Basur memelerinin ortaya çıkmasında birçok sebepler sayılabilir. Bu rahatsızlıklar genellikle günün çoğunu oturarak geçiren kişilerde meydana gelir. Fazla kilolu olmak, posası az gıdalarla beslenmek, sürekli kabızlık, aşırı hayvani gıda almak, gebelik de hemoroidin diğer sebepleridir. Gebelik esnasında karın alt kısmındaki toplardamarların kan dolaşımının karın içi basıncın artmasıyla güçleşmesinden dolayı, basur memeleri meydana gelmektedir. Gebelikte olanların bir kısmı geçicidir.
Toplardamar duvarının zayıflığı ve hemoroidin meydana geliş sebebi insandan insana değişmektedir. Basur memeleri genellikle önemli şikayetlere sebeb olmazlar. Büyümüş hemoroitler iltihaplandığı takdirde dışkılama esnasında çok ağrı yaparlar. İlerlemiş vakalarda, sert bir sandalyeye oturma ile anüste yanma, gıdıklanma, kaşınma, yabancı cisim hissi ve gerginlik hissi ortaya çıkar.
Anüste çok ağrılı yarıklar meydana gelebilir. Bazan da bir hemoroit keseciği patlar ve müzmin kanamaya sebeb olabilir. Hemoroitlerin sebeb olduğu kanamalarda kan, kırmızı ve dışkıyla karışmamış haldedir. Fakat uzun süren kanamalar hastada kansızlığa (anemiye) sebeb olur. Bazan da büyük iç hemoroitler dışarı sarkar ve boyun kısmından sıkışabilirler. Bu durumda cerrahi müdahale gereklidir. Ameliyata kadar hemoroit keseciğini içine itmek gerekir; bu iş, merhemli bir bezle ve çok dikkatli yapılır. Taze kırmızı kanamalarda akla ilk gelen sebeb, basur kanamalarıdır. Ancak kalınbarsak kanserlerinden mutlaka ayrılması gerekir. Çünkü birincisine ekseriya fazla ehemmiyet verilmez ve mecbur kalınmadıkça doktora bile gidilmez. Tedavisinin gecikmesi de hayati önem taşımayabilir. Halbuki ikincisi çok mühim olup erken teşhis edilebildiği nisbette hastaya faydalı olunabilir. Bunun için ilk kanamasında, hasta bunu daha iyiye yormadan önce hemen hekime gitmeli, hekim de kısa zamanda rektoskopik (aletli muayene ile) tetkik yapmalıdır.
Hemoroide karşı tedbir: Hafif ve kolay defi hacet sağlanmalıdır. Bunun için de meyve ve sebzeyi bol yemeli, protein bakımından zengin besinler, bilhassa et miktarını azaltmalıdır. Temiz havada gezinti, jimnastik ve masaj; kan dolaşımını uyarırlar ve hastalığın meydana gelmesini önlerler. İltihabı önleyici ve toplardamarları büzücü maddeleri ihtiva eden fitiller verilerek şikayetler hafifletilebilir. Şiddetli bir kanama olursa hemen doktora müracaat etmelidir. Papatya çiçeklerini içinde su bulunan uygun bir kaba atıp bir süre bekledikten sonra üzerine oturmak, ayrıca sıcak suya oturmak da faydalıdır.
Ortaya çıkmış ve ilerlemiş bir hemoroidin en tesirli tedavisi cerrahi tedavidir. Ameliyatı kolay olup, son derece başarılı sonuçlar alınmaktadır.
basur (hemoroit)
Beslenme ve sağlık önlemleriyle denetim altında tutulabilen, ama çoğu kez cerrahi çözüm gerektiren yaygın bir hastalıktır. Basur, anüs (makat) bölgesindeki toplardamarlann varis gibi genişlemesidir. Hastalığm birincil ve ikincil olmak üzere başlıca iki biçimi vardır.
İkincil Basurlar: İkincil basurlar, kapıtoplardamarı düzeyinde kan akımının engellenmesi sonucunda gelişir; örneğin karaciğerde siroz hastalığı böyle bir gelişmeye yolaçabilir. Bu durumda ikincil basurlar, kan akımım düzenleyici bir işlev üstlenerek kapı toplardamarındaki kanın, alt anatoplardamara ulaşmasını sağlar.
Birincil Basurlar: Birincil basurlar, ikincillerden daha sık görülür ve makat bölgesi toplardamar ağının gerçek bir hastalığını oluşturur. Genellikle 25-50 yaş grubunda yaygındır.
Hastalık nedenlerinin başında, geçirilmiş toplardamar iltihapları gibi çeşitli edinilmiş toplardamar bozuklukları gelir. Damar duvarının doğumsal zayıflığı da önemli bir etkendir; bu etken basurların kalıtsal özelliğini ve genellikle başka toplardamar hastalıklarıyla birlikte görülmesini açıklar.
Bacaklarda varis ve erbezi toplardamarlannın genişlemesi olan varikosel bu tür hastalıklara örnektir. Bazen toplardamarlardaki zayıflığı ortaya çıkaracak ya da artıracak koşullar da bulunabilir. Kronik kabızlık, hareketsiz yaşamak, günün önemli bir bölümünü oturarak geçirmek, aşın alkol almak, çok miktarda baharatlı ve acı yiyecek yemek, aşırı beslenmek, ardarda gebelikler ve makat bölgesini zedeleyebilecek bisiklet, motosiklet, binicilik gibi sporlar yapmak, basur oluşumunu kolaylaştırabilir.
Basur Tipleri
Basurlar, klinik açıdan dış ve iç olmak üzere ikiye aynlır. Dış basurlar, makatın kapanmasını sağlayan büzgen kasın hemen altındaki toplardamarların genişlemesiyle oluşur; iç basurlar ise büzgen kasın hemen üzerindeki toplardamarların genişlemesi sonucudur.
İç basurlar, büzgen kasın üzerinde bulunduklanndan görülemez. Her iki tip de yumuşak, mavimsi renkte, parmakla bastırınca içleri boşalan küçük yumrular (meme) biçimindedir. Tanı konan olguların büyük bölümünde, iç ve dış basurlara birlikte rastlanır. Yalnız bir tipin bulunması durumunda, bu daha büyük bir olasılıkla iç basurdur.
İç basurlar, sürekli dışkı geçişine bağlı olarak dışarıya sarkar, büzgen kasın dışına fırlar ve kanayarak kansızlık ya da iltihaplanma gibi sonuçlara neden olur.
Olguların çoğunda hastalar, makat bölgesinde dolgunluk ve yanma duygusundan yakınırlar; bazen makatta şiddetli kaşıntı da görülür. Dışkının kanla sıvanmış olduğunu ya da dışkılama sırasında birkaç damla açık kırmızı renkli taze kan geldiğini belirten hastalar da vardır. Bu durum, dışkının sürtünmesi ve zedeleyici etkisinden ötürü, birkaç basur memesinin yırtılmasına bağlıdır.
Komplikasyonlar
Kanama, basurun en sık görülen komplikasyonudur. Hastaların bir bölümünde ilk belirti olarak ortaya çıkar ve hekime başvurmalarına neden olur. Basurun kanama dışında birçok başka komplikasyonu da vardır. Bunların en önemlisi çok kolay iltihaplanmalarıdır. Genişlemiş toplardamarlarda iltihap (flebit) oluşumu çok yaygındır, îltihaplanan basur memeleri gerginleşir, şişer, genişler, çok ağrı verir ve yalancı bir dışkılama duygusu uyandırır. Dışkılamayla ağrı daha da artar aynca ateş yükselebilir.
Böyle ağrılı bir basur nöbetinin gelişimi, iki yol izleyebilir. Birincisi, iltihabın bir hafta içinde kaybolması ve belli bir aradan sonra sürecin yeniden başlamasıdır, îkinci olasılık ise iltihabın gittikçe ilerlemesidir. Bu durumda içinde irin ve kan bulunan apseler oluşur; daha sonra apseler dışanya açılarak, makat fistülleri ve ülserlerine neden olur.
Basur kanamaları, az miktarda da olsa uzun sürmesi ve yinelemesi nedeniyle kansızlığa yolaçabilir. Sık sık basurla birlikte görülen bir sorun da makatta çatlakların oluşmasıdır. İç basurların iki önemli komplikasyonundan biri, mukoza sarkması (fırlaması), öbürü mukoza boğulmasıdır.
İç basur, aşağı doğru sarkarak, anüsten çıkma eğilimi gösterir. Böylece düzbağırsak (rektum) mukozası sarkar. Basurların boğulması ise iltihaplar nedeniyle zedelenen büzgen kasın aşırı kasılarak sarkmış basur memelerini sıkıca sarmasının sonucudur. Boğulan basur memeleri sertleşir, morarır, şiddetle ağrır; şişme ve kasılma sürerse yerlerinden koparak kanamayla düşer ve yerlerinde yaralar (ülserler) oluşur.
Basurda önemli bir sorun da pıhtılaşmadır (tromboz). Memelerin içindeki kanın pıhtılaşmasının ardından burada nedbe dokusu oluşur. Nedbeleşme kendiliğinden bir iyileşme biçimidir, ama her zaman iyi sonuçlanmaz.
Tıbbi Tedavi
Tıbbi tedavi, fiziksel ve besinsel sağlık önlemlerine dayanır; düzenli dışkılamayı sağlamaya ve dışkının bağırsak içinde uzun süre beklemesini engellemeye yöneliktir. Beslenmenin çok fazla sınırlanması gerekmez, ama aşırı yemekten, sindirim kanalını zedeleyebilecek salamura, hardal, alkol, kahve gibi yiyecek ve içeceklerden kaçınmak gerekir.
Kabızlık varsa, az miktarda vazelin ya da lanolin yağıyla tedavi edilir; bağırsak yüzeyini aşırı uyarıcı maddeler içeren müshiller kullanılmaz. Sıcak-ıslak pansumanlar ve sıcak oturma banyoları, şişmeyi (ödem) giderici etkileri nedeniyle ağrıyı azaltabilir. Aynca hastalara ısrarla hareketsiz yaşam biçimlerini değiştirmeleri önerilmelidir.
Cerrahi Tedavi
Tıbbi tedaviye ve alınan sağlık önlemlerine karşın hastalık ilerler, komplikasyonlar ortaya çıkarsa, cerrahi girişimde bulunmak gerekir. Kriyoşirürji, sıvı azot ya da azot protoksitle dondurucu etki sağlayan bir aygıt kullanılarak, basur memelerini çıkarmayı sağlayan bir yöntemdir. Hastanede yatmayı gerektirmeyen. ağrısız bir cerrahi girişim olduğundan, hastalar tarafindan çok istenir. Ama kriyoşirürji, ancak fazla büyümemiş, iltihaplanmamış, iyi görülebilen ve bağırsak duvarına ince bir sapla bağlı olan basur memelerine uygulanabilir; dolayısıyla kullanım alanı sınırlıdır.
Aynca yaygın kanının tersine, bazı olumsuz sonuçlar doğurduğu da bilinmektedir. Dondurucu aygıtla cerrahi girişim sonrasında hasta birkaç gün ishal biçiminde dışkı çıkarır. Bu tedavi yönteminde basur memeleri önce şişer ve kızarır, altıncı güne doğru meme çevresindeki doku siyahlaşarak kangren olur ve 14 güne doğru tutunduğu dokudan ayrılarak düşer.
Tıbbi tedaviyle başanlı sonuç alınamaz ve ağn, yanma, kanama gibi yakınmalar ağırlaşarak sürerse, hastanın durumu da kriyoşirürji için uygun değilse, artık geleneksel bir cerrahi girişim yöntemi olan hemoroidektomiye başvurmak zorunlu olur. Ameliyat sonrası dönem, ağrılı ve zordur; kriyoşirürjiden farklı olarak, hastanede yatmayı ve birkaç gün yatakta dinlenmeyi gerektirir. Bununla birlikte olgulann önemli bir bölümünde tek etkili ve güvenilir tedavi yöntemidir.
Tetanos
Tetanos Yaralanma ile doku arasına girerek yerleşen. Clostridium tetani adı verilen tetanos mikrobunun yapmış olduğu özel bir hastalık tablosu. Tetanos, yüzyıllardanberi bilinmektedir. Önceleri hastalığın, yaraların içinde bulunan yabancı cisimlerin sinir uçlarını uyarmasından ileri geldiği zannedilmiştir. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Lister; hastalığın cerrahi kliniklerinde, ameliyatlı hastalar arasında da çıktığını bildirmiş ve mikroplara karşı mücadele prensiplerini uygulayarak önlenebileceğini göstermiştir. Nicolaier (1884) deney hayvanlarına bahçe toprakları emülsiyonları aşılayarak tetanos meydana getirmiş ve yaralarda tetanos basilini görmüştür. Bizde tetanosa, kazıklı humma adını, Süleyman Numan vermiştir.
Tetanos mikrobu, 37°C’de oksijensiz şartlardaki besi yerlerinde çoğalma özelliğindedir. 3-5 mikron boyundadır. Bu mikrop, oksijenle temas edince veya beslenme şartları kötüleşince daha dayanıklı olan sporlu şekline döner. Sporlar toz ve toprak içinde uzun süre yaşar. Kirli yaralara bulaşınca ve oksijensiz kalınca faal hale geçerek zehirlerini (toksinleri) salgılamaya başlar. Zehirlerden birisi“tetanolisin” adında olup, kırmızı kan kürelerini eritici ve antijenik özelliktedir, aşı yapımında kullanılır. Diğer zehiriyse, hastalığı ortaya çıkaran bir sinir zehiridir, “tetanospasmin” adını alır.
Tetanos, dünyanın her yerinde ve her insanda görülebilen bir hastalıktır. Tetanos mikrobu otçul hayvanların barsağında bulunur. Onlara bu şekilde zarar vermez. Bu hayvanlar, tetanos sporlarını otlardan alırlar, bunlar bağırsakta canlı şekle geçip, çoğalırlar. Hayvanın dışkısıyla çıkarak tekrar spor haline geçer ve toprağa karışır. Sporlar toprak ve gübre içinde uzun süre yaşar. Sokak tozlarında, hastanelerin tozlu yerlerinde, sterilize edilmemiş dikiş malzemelerinde, elbiselerde, evcil hayvanların tüylerinde de bulunabilir.
Hastalığın, eğitim ve kültür seviyesindeki düşüklükle de yakından ilgisi vardır. Erkekler yaralanmalara daha fazla maruz kaldığından, erkeklerde daha sık görülür. Tetanoz sporunun giriş kapısı deri ve mukozalardır. Basit bir sıyrık ve temiz bir yara hastalığın meydana gelmesi için yeterli değildir. Yara içinde, yabancı maddeler, ölü doku parçaları veya kan pıhtısı parçaları bulunması icab eder. Salgılanan tetanoz zehiri merkezi sinir sistemine ulaşınca hastalık tablosu ortaya çıkar.
Tetanosa tek tük vak’alar halinde rastlanır. Harplerde seri halinde yaralanmalarda, hastalığa sık rastlanır. Aşı tatbiki ve yaralanmadan sonra koruyucu serum tatbiki, hastalık sayısını çok azaltmıştır.
Tetanosun kuluçka süresi ortalama olarak bir hafta civarındadır. Kuluçka döneminin son iki gününde, keyifsizlik, iştahsızlık ve başağrısıyla başlar. Yüz kaslarında gerilme ve çiğneme zorluğu olur. Dudaklar hafifçe aralanmış ve uçları çekilmiştir, yüzde alaycı bir gülüş görünümü vardır. Çene kaslarında sertlik başlayınca, hasta ağzını açamaz. Yutma zorluğu olur. Gövde kasları sertleşmesiyle sırt ağrıları ve oturmada zorluk sözkonusu olur. Kas sertliği boyun, kol ve bacak kaslarında da olur. Sürekli sertliğe, ara ara, spazmlar da ilave olur. Kaslar ağrıyarak şiddetle kasılır, hasta gerilir.
Kasılmalar, dış uyarılarla (ses, ışık vb.) başlar. Kasılmaların durumuna göre hastalık hafif, orta ve şiddetli olmak üzere üçe ayrılır.
Kas belirtilerinden başka önemli bir belirti yoktur. Spazmlar, solunum kaslarında da olursa, şahıs nefes alamaz, morarır ve uzun süren nöbetlerin birinde oksijensizlikten ölür.
Hastada ateş yoktur, şuur açıktır. Terleme vardır. Hastalığın süresi genellikle 1-2 hafta kadardır. 2 haftayı atlatan hastalar çok defa sağ kalır. Bir-iki gün içinde öldüren şekilleri de vardır. Hastaların ortalama olarak % 25 ila % 60 kadarı tedaviye rağmen ölmektedir. Hastalığı atlatanlarda nekahat uzun sürer.
Tetanosun en önemli komplikasyonu, hastalığın seyri esnasında meydana gelebilen diğer enfeksiyonlar ve bunlar arasında da zatürredir. Deride, uzun süre aynı pozisyonda yatmaya bağlı yaralar, kasılmalardan ileri gelen omurga kırıkları ve gebelerde düşükler de sözkonusu olabilir.
Tedavi: Tetanos aslında kendi kendine iyileşebilen bir hastalıktır. Zehir salgılayan odak temizlenip kaldırıldıktan sona, sinir hücrelerine yeniden zehir gitmez. Önceden meydana gelen kasılmalar devam eder. Yapılacak en mühim iş, uyku ilaçları ve nevrotik ilaçlarla kasılmaları ve bundan doğacak tehlikeleri önleyip, sinir dokularına tamir süresi kazandırmaktır. Hasta oldukça sakin ve sessiz bir odada ve rahat bir yatağa yatırılır, perdeler kapatılarak oda loş bir hale getirilir. Penisilin ve antitetanikserum da verilir. Tetanos teşhisi konduğunda ilk yapılacak iş, hastayı derhal narkozla uyutup, yarayı temizlemek, daha sonra gerekli ilaçlar uygulamaktır. Gereken hastalara oksijen verilir, makinayla sun’i solunum yaptırılır.
Korunma: Tedavinin arz ettiği güçlükler ve hastalığın tehlikesi düşünülürse, tetanozdan korunmanın ehemmiyeti daha iyi anlaşılır.
Yaralanma ihtimali bulunan özellikle asker, çiftçi ve işçilerde tedbir almak gerekir. Bu gayeyle tetanoz aşısı uygulanmaktadır. Aşılama birer ay arayla üç defa yapılır. Aşılı bir kişi hafif ve temiz bir şekilde yaralanırsa serum yapılmaz, sadece ikinci aşıyı tekrar yapmak yeterlidir. Fakat geniş ve ezikli yaralarda serum da gerekir.
Aşısı olmayan bir şahıs yaralanınca, yara temizliğini müteakip, en kısa zamanda tetanoz serumu yapılır, bilahare aşı da uygulanır. Yaralanma olmasa da tetanos aşısını her 5 yılda bir tekrarlamak koruyuculuk açısından faydalıdır.
Tetanos serumunun bir takım mahzurlu yönleri olduğu için daha ziyade tetanos aşısıyla risk altındaki kişileri tetanosa karşı dirençli hale getirmek önemli bir husustur. Yurdumuzda kadınlar arasında, düşükler neticesinde rahimde yerleşerek gelişen tetanostan da kayıplar verilmektedir. Toplumu bu konuda aydınlatmak da sağlık kuruluşlarının üzerine düşen mühim bir vazifedir
Mantar Hastalıkları
Mantarlar küf, maya ve yenilebilen mantarlar olmak üzere çok çeşitlidir. Yenilebilen mantarlar hastalığa yol açmazken, küf ve maya mantarlarının bazıları hastalık etkeni olabilir. Aslında maya mantarlarının bir çoğu da yararlı amaçlarla kullanılmaktadır. Ciltte ve ağız, boğaz ve sindirim sistemi gibi organlarda daha çok hastalığa yol açabilir. Özellikle bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerle, antibiyotik kullananlarda ve küçük çocuklarda mantar enfeksiyonu görülme sıklığı daha fazla olmaktadır.
Mantar, genel ismiyle tanınan mikroorganizmaların özellikle cilt ve tırnakta ve nâdiren de diğer organlarda meydana getirdikleri hastalıklar.
Burada, yaygın olarak görülen ve tıp dilinde dermatofitoz olarak isimlendirilen cilt ve tırnak mantarları anlatılacaktır.
Mantarlar tabiatta yaygın olup, 100.000 kadar mantar türünün bulunduğu tahmin edilmektedir. Bunlardan 50 kadar tür, insanlarda çeşitli şekillerde hastalıkların meydana gelmesine sebeb olmaktadır. Dış etkilere karşı çok dirençli olan bu mantarların çoğu, her türlü kötü şartlarda hayatlarını idame ettirebilirler ve uygun bir yer buldukları vakit çeşitli klinik belirtiler gösterirler.
Hastalıklı saç, tırnak ve cilt kazıntılarının potasyum hidroksit eriyiği ile muâmelesinden sonra, mikroskopta incelenmesiyle kesin teşhis konur. Ayrıca hazırlanan cilt kazıntılarının kültüre ekilmesi ve wood ışığı da teşhiste kullanılan metodlardandır.
Vücut mantarı: Genellikle Trichophyton türü mantarlarla olur. Önce ciltte pembe kırmızı bir leke şeklinde başlar, etrafa doğru yayılırken orta bölümü iyileşir. Böylece halka şeklinde, ufak kabarcıklar ve kepeklenme gösteren tipik şeklini alır.
Tedâvide; antimikotik pomad, krem ve losyonlar kullanılır. Geniş alanlara yayılmış ve tedâviye dirençli ise griseofulvin ihtivâ eden hapların yutulması tedâviye eklenir.
Ayak mantarı: Özellikle atletlerde, toplu olarak yaşanan yerlerde (yatılı okullarda, kışlalarda) ve ayak temizliğine dikkat etmeyenlerde sık görülür. En çok üçüncü ve dördüncü parmak aralıklarına yerleşir. Tabana da yayılabilir. Kaşıntılıdır. Deriyi tahrip eder. Mikrop da kaparsa çok rahatsız edici iltihaplar gelişebilir.
Tedâvîsinde, öncelikle ayak temizliğine çok dikkat edilmelidir. Her ayak yıkayışta, parmak araları ve tabanlar iyice kurulanmalı, kurutucu pudralar serpilmelidir. Naylon çorap giymemelidir. Ayakları mümkün olduğu kadar havalandırmalı, özellikle yaz mevsiminde yarı açık ayakkabılar tercih edilmelidir. Tedâvide, griseofulvin hapları, kurutucu toz ve solüsyonlar ve antimikotik pomadlar kullanılır.
Tedâviye birkaç ay düzenli olarak devâm edilmelidir.
Tırnak mantarı: Uzun müddet devâm eden ayak mantarı vakalarında ayak tırnaklarının da tutulması sık görülür. El tırnaklarında nâdiren görülür. Tırnaklar kalınlaşır ve parlaklığını kaybeder. Rengi değişir. Tırnak plağı ayrılabilir ve tırnak tahrip olabilir.
Tedâvisinde, Griseofulvin faydalıdır. Ancak bunun için 6-12 aylık bir tedâvi gerekir. Ayrıca mantar için hazırlanmış tırnak solüsyonları da faydalı olabilir (% 18’lik Dermotrosyd tırnak sülüsyonu gibi). Tırnağın çekilmesi gerekebilir.
Kafa mantarı (Tinea capitis): Daha çok çocuklarda görülür. Bulaşıcıdır. Saçlar kırılır ve parlaklığını kaybeder. Enfeksiyon küçük bir alanda kalabileceği gibi yayılabilir ve bütün kafa derisini istilâ edebilir. Saçlar dökülebilir. Kabarık iltihaplı, yumuşak bir tabaka (kerion) meydana gelebilir. Teşhis, kafa derisinin Wood ışığı altında incelenmesiyle kolayca mümkündür. Teşhiste mantar kültürleri de önemlidir. Hekimin tavsiyesine göre tedâvi uygulanır.
Bacak ve kasık mantarı: Lezyon tipik olarak halka biçiminde, ufak kabarcıkları olan ve yayılma temâyülü gösteren kaşıntılı bir kırmızılıktır. Alevlenme dönemleri daha çok yaz mevsimine rastlar. Tedâvî vücut mantarındaki gibidir.
Tinea versicolor: Malassezia furfur isimli mantar tarafından meydana getirilen bir mantar enfeksiyonu. Beyazdan sütlü kahverengiye kadar değişen renklerde, mercimek büyüklüğünde lekeler hâlinde başlar. Lekeler etraflarına doğru yavaş yavaş genişler ve birbirleriyle birleşerek harita gibi hantela kenarlı şekiller çizer. Hafif pullanma vardır. Hasta bu teşekkülleri yalnızca yazları fark ediyor olabilir; çünkü bunlar güneşte esmerleşmez ve çeşitli büyüklükte olabilen “Güneş lekeleri” şeklinde gözükür. Kaşıntı nâdirdir ve genellikle hastanın vücudu aşırı ısındığında görülür. Kazınarak alınan metaryalin mikroskopta incelenmesi ile teşhis edilir. Wood ışığından da faydalanılabilir.
Tedâvi: Selenyum sülfür şampuanı 3-4 gün boyunca gece yatarken hastalıklı bölgeye sürülür, ertesi sabah yıkanır. Fazla tahriş yaparsa daha kısa sürede yıkanır. Diğer mantar pomadları da faydalıdır.


